“MÜMİNİN AHİRET İNANCI” KONULU TEFSİR SOHBETİMİZİ GERÇEKEŞTİRDİK

0

5-Yeniden Diriliş

 

6-Haşir

 

“Her insanın amel defterini boynuna astık. İnsan için kıyamet gününde, açılmış olarak önüne konacak bir kitap çıkarırız. Kitabını oku! Bugün sana hesap sorucu olarak kendi nefsin yeter.” ( İsrasûresi 13.ve 14. ayetler)

“Ölüm sarhoşluğu bir gün gerçekten gelirde, (ey insan) bu senin öteden beri kaçtığın şeydir denir. Sura üfürüldü mü, işte bu geleceği vaat edilen gündür. Herkes yanında bir sürücü birde şahitle beraber gelmiştir.” (Kaf sûresi 19-21.âyetler)

“Yeryüzü Rabbinin nûru ile aydınlanır, kitap konulur, peygamberler ve şehitler getirilir ve aralarında hakkaniyetle hüküm verilir, onlara asla zulmedilmez. Herkes ne yaptıysa tamamen karşılığı verilir. Aslında Allah onların ne yaptıklarını en iyi bilendir. Rabbine karşı gelmekten sakınanlar ise bölük bölük cennete sevk edilir. Oraya varıp ta kapılar açıldığında cennet bekçileri selam size tertemiz geldiniz, artık ebedi kalmak üzere girin buraya derler.”(Zumer sûresi 69-73.âyetler)

Haşir günü her insan kendi derdine düşecek. Herkesin kendine yetecek kadar derdi vardır. Herkes bir sürücü ve şahitle rabbinin huzuruna çıkarılır ve o tüm peygamberlerin ümmetlerini uyardıkları din günü-sorgu günü için hazır bulunurlar. Peygamberlerde ve ümmetleri de aynı şekilde Rablerinin huzurunda sorgu için beklerler.

 

7-Sorgu ve Mizan

  “Kendilerine elçi gönderilenlere elbette soracağız. Elbette elçilere de soracağız!” (A’râf, 7/6)

“Kur’an, hem senin için hem de halkın için doğru bilgidir. Yakında bu konuda sorguya çekileceksiniz.” (Zuhruf, 43/44)

Rabb’ine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız Hicr-92-93

Peygamberler ve ümmetleri sorguya çekilecek, herkesin vermesi gereken bir hesabı vardır. Kimin hesabı kolay kiminin ise zor olacaktır. Ama herkes mutlaka hesaba çekilecektir.

 De ki: Size en çok ziyana uğrayanları haber verelim mi? Onlar dünya hayatında iyi işler yaptıklarını sandıkları halde, çabaları boşa giden kimselerdir. İşte onlar, Rablerinin âyetlerini ve Ona kavuşmayı inkâr eden, bu yüzden amelleri boşa giden kimselerdir. Onlar için, kıyamet günü, hiç bir terazi tutmayız. Kehf 103/105

Kâfirlerin iyi işleri engin çöllerde görünen seraba benzer. Susayan kimse onu uzaktan su sanır; ama yanına varınca, umduğunu bulamaz. Nur 39

Kâfirlerin faydalı işleri fırtınalı bir günde rüzgârın savurduğu küller gibidir. Âhirette o işlerin hiç faydası olmaz. İbrahim 18

Bu ayetler bize şunu gösteriyor ki; Sorgu gününde Allah, kafirler için terazi kurmayacaktır. Çünkü onlar ne kadar iyi amel işlerlerse işlesinler imanları olmadığı için bu amellerin o gün faydası olmayacaktır.

O zaman terazi Müminler için kurulacaktır. Yani inanlar için.

8-Cennet ve Cehhennem

ŞEFAAT :

ŞEFAAT NEDİR:

Dinî bir terim olarak şefaat, umumiyetle ‘kıyamet gününde, kendilerine izin verilenlerin suçların bağışlanması talebinde bulunmaları’ anlamında veya ‘azabı hak etmiş müminlerden Cehennem’e girmemeleri veya Cehennem’e girdikten sonra çıkarılıp Cennet’e konulmaları şeklinde azabın kaldırılması’ mânâsında kullanılır.

Şefaatin çeşitleri

  1. İnsanların bir an evvel hesaba çekilmeleri için yapılan şefaat
  2. Müminlerden bir topluluğun, hesaba çekilmeden Cennet’e girmesi için yapılan şefaat
  3. Cennetliklerin derecelerinin yükseltilmesi için yapılan şefaat
  4. Cehennem’e giren müminlerin oradan çıkarılması için yapılan şefaat
  5. Cehennem’de ebedî olarak kalanlardan, bazılarının azaplarının hafifletilmesi için yapılan şefaat.5

 ŞEFAAT İLE İLİGİLİ TEMEL GÖRÜŞLER

1-İslâm akidesine göre şefaat haktır, iman edilmesi gereken Kur’ân ve Sünnet’in nasları ve âlimlerin icmaı ile sabittir.

2- Mutezile kelâmcıları şefaatin yalnızca sevap ehli ve Allah dostları için derecelerinin artırılması şeklinde olacağını ileri sürerek sınırlı bir şefaat inancını kabul etmiştir. Bkz. KadîAbdulcebbar, Fadlu’l-İ’tizal ve Tabakâtu’l-Mu’tezile, (Nşr.:FuadSeyyid), Tunus 1974, s.208;

3-İslamda şefaat yoktur. İslam şefaat kavramını ve şefaat inancını getiren bir din değildir. Ehli kitabın ve müştriklerin evvelden beri süre gelen ve onları müşrik kılan temel inançlarından bir olan şefaat inancını reddetmek için ele almıştır. Bu sebeple şefaat yoktur demektedirler.

4-Şefaat vardır. Ancak bu Allah’ın rızasını kazanamamış olanların cehennem azabından kurtulmaları için Allah’ın razı olduğu kimselerin yapacağı dilek ile o kendilerine zulmedenlerin kurtulmasını sağlayacak bir dilek olmadığını olsa olsa Allah’ın rızasına kavuşmuş olanlarını beraatlarını ilan ve takdim için Allah’ın ,Salih kimseleri onurlandırmak için onlara vereceği bir hak olarak nitelendirenler

5-İbni teymiye –Şefaat olsa olsa dua ve istiğfardır.

 ŞEFAAT İLE İLGİLİ AYETLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ

1-Şefaatın hiçbir şekilde olmayacağını belirten ayetler

Bakara/47-48)”Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimeti ve bir zamanlar sizi alemlerden farklı kıldığımı hatırlayın. Kimsenin kimseye hiçbir yarar sağlamayacağı, kimseden hiçbir şefaat kabul edilmeyeceği, kimseden hiçbir fidye alınmayacağı ve yardım görülmeyeceği günden sakının.”
Bakara/123 –  Ve öyle bir günden sakının ki, o gün kimse, kimsenin yerine bir şey ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez ve ona şefaat de fayda vermez, hiçbir taraftan yardım da görmezler.

Bakara/254 –  Ey iman edenler! Kendisinde hiçbir alış verişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin bulunmadığı bir gün gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan Allah yolunda harcayın. Kâfirlere gelince, onlar zalimlerdir.

Müddessir:48 –  Artık onlara şefaatçilerin şefaatı fayda vermez

Mu’min:18 –  Yaklaşmakta olan o felaket (kıyamet) gününü de onlara haber ver. O dem ki yürekler gırtlaklara dayanmıştır, yutkunup dururlar. Zalimler için ne ısınacak bir dost vardır, ne de sözü dinlenecek bir şefaatçi.

Yunus:18 –  Allah’ı bırakıyorlar da, kendilerine ne fayda, ne de zarar verebilecek olan şeylere tapıyorlar ve “Bunlar bizim Allah katında şefaatçilerimizdir.” diyorlar. De ki, “Siz Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” Allah onların ortak koştukları şeylerin hepsinden münezzehtir.

Şuara:100 –  “Bak bizim için ne şefaatçiler var,”

Rum:13 –  Allah’a ortak koştuklarından, kendilerine şefaat edecekler de bulunmaz. Onlar, o zaman Allah’a koştukları ortakları inkâr ederler.

Araf:53 –  İlle onun te’vilini mi gözetiyorlar? Onun te’vili geldiği (verdiği haberler ortaya çıktığı) gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Doğrusu Rabbimizin elçileri gerçeği getirmiş. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler, yahut tekrar geri döndürülmemiz mümkün mü ki eski yaptıklarımızdan başkasını yapalım?” Onlar, kendilerini zarara soktular ve uydurdukları şeyler kendilerinden saptı, kaybolup gitti.

Enam:94 –  Bugün, sizi ilk defa yarattığımız zamanki gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz, size verdiğimiz herşeyi arkanızda bıraktınız. Allah’ın size göre ortağı olduklarını iddia ederek yardımlarına, şefaatlarına güvendiğiniz ortakları yanınızda görmüyoruz. Aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiş, güvendiklerinizin hepsi kaybolup gitmiştir.

2-Şefaatın tamamının Allaha ait olduğuna dair ayetler

Enam:51 –  Rablerinin huzurunda toplanacaklarından korkanları Kur’an’la uyar. Onlar için Allah’tan başka ne bir dost, ne de bir şefaatçi vardır. Gerekir ki Allah’tan korkarlar.

Enam:70 –  Dinlerini bir oyun ve bir eğlence edinen ve kendilerini dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak! Ve hiçbir kimsenin kazandığı şey yüzünden kendisini helake atmamasını, kendisi için Allah’tan başka hiç bir dost ve hiçbir şefaatçi bulunmadığını Kur’ân ile hatırlat. O, azaptan kurtulmak için bütün varını feda etse, kendisinden alınmaz. Onlar kazandıkları şey yüzünden helake uğratılmışlardır. Onlar için, inkâr ettiklerinden dolayı kaynar bir içecek ve can yakıcı bir azab vardır.

Secde:4 –  Allah O’dur ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yaratmış, sonra Arş üzerine istivâ buyurmuştur (hakim olmuştur). Sizin için O’ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir şefaatçi! Artık düşünmeyecek misiniz?

Zumer:44 –  De ki: “Bütün şefaat Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra hep döndürülüp O’na götürüleceksiniz.”

Yasin:23 –  “Hiç ben O’ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar.”

Zumer:43 –  Yoksa Allah’tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: “Onlar hiçbir şeye güç yetiremezler ve akıl erdiremezlerse de mi (böyle yapacaksınız)?”

Konuyla ilgili çalışması olan Kademoğlu’nun da vurguladığı gibi, Kur’ân’ın şefaat konusunda dikkati çektiği temel gerçek, şefaatin mülk üzerinde ilâhı hükümranlıkla alâkalı bir tasarruf olduğudur. Müşriklerin, kendilerine şefaat edeceklerine inandıkları hayâli şefaatçilerinin mülk üzerinde hiçbir tasarrufa sahip bulunmadıklarını ve bu yüzden şefaatçi olamayacaklarını bildiren âyet (39/43) ile; aynı doğrultuda hemen onu izleyen âyette (39/44) şefaatin bütünüyle Allah’a ait olduğu ifadesinin, göklerin ve yerin hükümranlığının Allah’a mahsus olduğu cümlesini takiben bildirilmiş olması bunu belirtmektedir.
3-Şefaatı Allah’ın iznine bağlayan ayetler

Yunus:3 –  Rabbiniz o Allah’dır ki, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra arş üzerine istiva etti (onu hükmü altına aldı), işi tedbir eyliyor. O’nun izni olmaksızın hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O’na ibadet ediniz! Hâlâ düşünüp ibret almayacak mısınız?

Meryem:87 –  (O gün) Rahmân (olan Allah)’ın katında bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaat etme hakkına sahip olamayacaklardır.

Taha :109 –  O gün, Rahmân’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaatı fayda vermez.

Enbiya:28 –  Allah, onların önlerindekini de, arkalarındakini de (yaptıklarını ve yapacaklarını) bilir. Onlar, Allah’ın hoşnud olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. Hepsi de O’nun korkusundan titrerler.

Sebe:23 –  Allah’ın huzurunda şefaat da fayda vermez. Ancak izin verdiği kimseninki müstesna. Nihayet kalblerinden dehşet giderildiği zaman “Rabbiniz ne buyurdu?” derler. (Şefaat sahipleri de): “Hakkı söyledi” derler. O, her şeyden yüksek ve büyüktür.

Necm:26 –  Göklerde nice melek var ki Allah’ın dileyip razı olduğuna izin vermeden önce onların şefaatları hiç bir işe yaramaz.

Bakara:255 –  Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur. O daima diridir (hayydır), bütün varlığın idaresini yürüten (kayyum)dir. O’nu ne gaflet basar, ne de uyku. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmadan huzurunda şefaat edecek olan kimdir? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise, O’nun dilediği kadarından başka ilminden hiç bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsisi, bütün gökleri ve yeri kucaklamıştır. Onların her ikisini de görüp gözetmek O’na bir ağırlık vermez. O çok yücedir, çok büyüktür.

Zuhruf:86 –  Onların Allah’ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.

Kur’an’da “izin” kelimesinin geçtiği bütün ayetleri” Üslup ve Semantik Açıdan Kur’an ve Şefaat” kitabında değerlendiren Yaşar Düzenli, bu kelimenin bir ön kabul olarak şefaatin olacağını söyleyenlerin anladığının aksine iznin, Allah’ın her zaman ve her uygulaması için işleyen ve hiçbir zaman değişmeyen ve sapmayan sünnetullah/sosyal yasaları anlamında olduğunu, ahiret hayatında da birileri için bu yasasının değişmesinin veya birilerinin bunun dışında davranmasının söz konusu olmadığını ifade ettiğini şu sözlerle belirtilmiştir:
“Şefaate istisna getiren ayetlerde anahtar kavramın “izin” olduğu anlaşılmaktadır. Bundan dolayı biz çalışmamızın önemli bir bölümünü ayırdığımız kavramın analizinde ulaştığımız sonuca göre izin, kullanıldığı alanla ilgili olarak, Allah’ın o şeyle ilgili kendisi için belirlediği yolu, yöntemi, ilkeyi, o şeyi yapan yasayı ifade etmektedir. Ancak “yasa” anlamına gelen başka terimlerin yerine “izin” kelimesinin kullanılmış olması, spontane ve donuk bir ilkelilikten çok, her an Allah’ın denetimi ve gözetimi altında olan, varlığını ve sürekliliğini daima ona borçlu olan, bir yönü ile fizik, diğer yönü ile metafizik boyut taşıyan içiçe/dinamik bir duruma işaret etmektedir. Her durumda Allah’ın izni geçerlidir. Bu izin hangi konuda olursa, o konuda Allah’ın koyduğu yasaları geçerlidir. Bu yasaların hem kefili ve hem de vekili sadece Allah’tır. Öldükten sonra diriliş haktır. Orada Allah mutlak hakimdir. Peygamberlerin etki ve yetkileri bu dünyaya aittir. Bu durum Allah’ın bu çerçevedeki izni, yani temel ilkeleridir.”3
Kur’an’da şefaatin izin şartına bağlanması, Allah’ın vereceği izinle bu işin olacağı anlamında değil, onun mutlak otorite ve egemenliğinin vurgulanması ve ortak koşulan şeylerin reddedilmesi anlamındadır.
Söz konusu izin kavramı Allah’ın yasasına işaret ederken diğer yandan, hiçbir şeyin ve kimsenin asla kuşatamayacağı aşkın bir Allah tasavvuruna dikkati çekmektedir. Seyyid Kutub’a göre de bu kavram, kesinlik ve va’din ötesinde, Allah’ın bağımsızlığını ifade etmek için kullanılan bir istisnadır.4
Benzer bir yaklaşımla Menar Tefsiri’nde Muhammed Abduh ve M, Reşid Rıza da şefaatin bütünüyle Allah’a ait olduğunu vurgulayan Kur’an nassıyla beraber; ayrıca izin istisnasının yapılmasını, iznin gerçekleşeceğini belirten bir nass değil, bilakis mizan günü Allah’ın yegane yetki ve güç sahibi oluşunun temsili bir ifadesi olarak belirtirler.5 Konuyla ilgili Menar Tefsiri’nde belirtilen açıklamaların bazılarını aşağıya alıntılıyoruz;
“Sünnetullah’ın gereği doğrultusunda, ilahî hikmete ve şeriatın hükümlerine uygun biçimde hareket etmeyi terk ederek, bâtıl inançlarla özünü kirleten, kötü huylarla içini karartan, yeryüzünde bozgunculuk yapan sünnetten, farzdan yüz çeviren kimseler için takdir olunan ilahî azabı kaldırtmak için Yüce Allah katında kim şefaatçilik edebilir ki?! Kullarından böyle bir duruma kim yeltenebilir? Bu mümkün mü? “İllâ biiznihî = ancak izni ile olması müstesna”. Mesele, bütünüyle tek bir suret ve hakikatten ibarettir. Bu istisna, iznin vukubulacağına dair bir nass değildir ve o, O gün gelince, Allah’ın izni olmaksızın hiç kimse konuşamaz.” (Hud, 11/105) âyetindeki ifade mesabesindedir. Bu âyet, o gün mülkün ve mutlak egemenliğin sadece O’na ait olduğunu temsil yoluyla bildirmektedir: “O gün, kimsenin kimseye hiçbir fayda sağlamayacağı bir gündür. O gün buyruk, yalnız Allah’ındır.” (İnfitar, 82/19)

Paylaş

Yazar Hakkında

Yoruma kapalı.