Beled Suresi ve Tarık Suresi Tefsir Sohbeti Notları

0
  1. (90) BELED SÛRESİ

 

RAHMÂN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA

 

Sure; Mekkidir. Mushaf sırası 90, ayet sayısı 20 dir.

 

Adını 1. âyettekiالبلد [el-Beled] sözcüğünden alan sûrenin gerek 1-4. âyetlerinde Peygamberimize verilen mesaj, gerekse 13-16. âyetlerinde bütün insanlığa verilen mesajlar göstermektedir ki, sûrenin indiği dönem, Müslümanların kuşatma altında tutuldukları sıkıntılı bir dönemdir.

Sure imtihan bilinci üzerinde durmaktadır. Allah(cc), ilk ayetlerde insanı imtihan için yarattığını ancak insanın kendini müstağni yani yeterli zannetmesi, sanki Allah onu görmüyormuş gibi davranması imtihanı kaybetmesine sebep olduğunu bildirmektedir. Daha sonraki Ayetlerde Allah(cc), insana bilgi edineceği organlar bahşettiğini hatırlatmaktadır. Göz, dil ve dudak bunların üçü de insan bilgilenme sürecinin araçlarıdır. Sonra imtihan için iki apaçık yolu, peygamberleri vasıtası ile insanlara bildirdiğini bu iki yolun birisinin kolay, diğerinin ise sarp yokuş olduğunu yani zor, meşakkatli ve büyük fedakârlıklar gerektirdiğini beyan etmiştir. Bu yolu aşmanın bazı şeyleri yerine getirmeye bağlı olduğunu beyan etmekte ve onların; Köleleştirilmiş boyunları özgürleştirmek, en yakınımızda bulunun yetimi veya bir yoksulu doyurmak ve tüm bunları iman ile yapmak kaldı ki tüm bunları sadece bireysel yapmamak toplumsal boyutu ile yaparak birbirlerimize sabrı ve merhameti tavsiye etmek olduğunu beyan etmiştir. İşte bu sarp yokuşu aşanların kurtulanlardan olacağı, sarp yokuşu aşamayanların ise kaybedenlerden olacağı son ayetlerde beyan edilmiştir. Bu bölümde surenin özeti yapılmış oldu.

 

1-4-Hayır düşündüğünüz gibi değil; (Ey Muhammed) Senin de ikamet ettiğin bu şehre(1), doğurana ve doğurduğunaandolsun ki Biz, insanı gerçekten sıkıntılı ve meşakkatli bir imtihan için yarattık.(2)

 

1– حل[hıll] sözcüğünün “hulûl etme, girme” anlamına göre ifade, “Sen bu beldedesin, oraya girmiş [hulûl etmiş] ve orada konaklamışsın” demektir.

 

2-Ayette geçen Kebed kelimesinin anlamı için tercih ettiğimiz meşakkatli imtihan anlamını surenin temel konusu ve siyak ve sibakına göre en makul anlam olduğu için seçtik. Bu tercihimizin dayanağı; Muhammed Esed meali ve Kur’an Yolu tefsirinin Kebed’e verilen anlamlar bölümüdür.

 

Bu ayet gurubunda öncelikle Kendi kendini yeterli görerek kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini, kendisini Allah’ın görmediğini zanneden ve gösteriş için malını sarf eden kimselerinin zanlarının yanlış olduğu gerçeği ile sure başlamaktadır” hayır öyle değil “denmektedir. Allah’ın bazı şeyler üzerine yemin etmesi ile devam eden ayetler insanın zorlu ve meşakkatli bir imtihan için yaratıldığı gerçeği ile son buluyor. Evet insan son derece mükemmel yaratılan bir varlıktır. Allah’ın yüceliğini anlayabilecek ve Allah’ın peygamberleri vasıtası ile gönderilen hakikatleri kavrayabilecek yeterlilikte yaratılan insana irade verilmiş ve sorumlu yani imtihana tabi olan varlık olarak yaratılmıştır. İmtihan bilinci Kur’an da zikredilen en önemli konulardan biridir. İnsanın bu dünyada imtihanda olduğunu kavrayamayan hiçbir insan imtihanı kazanma konusunda muvaffak olamaz. İnsan her an iki seçenekten birisini seçmek durumundadır. Ya Allah’ın rızasını kazanacak davranışı seçecek yada Allah’ın rızasının olmadığı davranışı seçecektir.

 

5-11-O, kendisine karşı kimse asla güç yetiremez mi sanıyor;Ben, yığınyığın mal heder ettim” diyor! O, kimsenin kendisini asla görmediğini mi sanıyor?Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?Ve Biz ona belirgin iki yolu gösterdik(3)Fakat o,sarp yokuşa tırmanmadı.

 

3- نجد [necd]sözcüğü, “dağın tepesi, açık ve işlek yol, yüksek yer, minder, döşeme gibi oturacak yerler, ağaçsız mekân, deneyimli usta kılavuz, yiğitlik, çok terlemek, meme” gibi anlamlarda kullanılır.

 

İnsan kendini güçlü ve yeterli görmesi imtihanı kaybetmesi için yeterli bir sebeptir. İnsana iki yol gösterilmiş ve bu iki yolu kavrayabilecek yetenekler bahşedilmiştir. Ancak kendisini Allah’a karşı aciz görmeyen, kulluğa yanaşmayan insan bu dünya yolculuğunu uçuruma yuvarlanarak sonlandırmış olacaktır. Allah arap toplumunun anlamını bildiği bir kelimeyi kullanarak “akabe” yani sarp yokuş kavramını kullanmakta ve kendini yeterli gören kişinin sarp yokuşu tırmanmadığı belirtilmektedir. Ancak “sarp yokuşu”mecazi anlamla kullandığından sarp yokuşa ne anlam yüklediğini de daha sonraki ayetlerde açıklamıştır.

 

Ayrıca Allah(cc),bu ayet gurubunda yaptıklarını imanlı olarak yapmayan ve gösteriş için malını harcayan kişinin bu eylemini “malımı helak ettim” kavramı ile aktarmaktadır. Temelinde ahiret ve kulluk bilinci olmayan hiçbir davranışının gelecekte karşılığı yoktur. Bu sebeple bu tür davranışlar helak olmuş yani mahvolmuş gitmiş eylemler olmaktadır. Ama temelinde ahiret ve kulluk bilinci olan eylemler ise diridir ve bu eylemlerin karşılığı ahirette eylemin sahibine verilecektir.

 

12-17-Ve o sarp yokuşun ne olduğunu sana ne bildirdi?Köleleştirilmiş boyunlarıözgürleştirmektir(4)yaygın bir kıtlık gününde yakında bulunan bir yetime veya çok düşkün bir yoksula yedirmendir. Sonra da iman edenlerden olmaktır. Birbirlerine sabrı ve merhameti tavsiye etmektir.

 

4- فكّ [fekk]sözcüğü, “bağı çözmek, kelepçeyi çıkarmak” demek olup serbestliği kısıtlayan engeli ortadan kaldırmak manasına gelir.[14] Meselâ, rehin bağını çözmek, rehni kurtarmak da فكّ الرّهن [fekkü’r-rehn] deyimi ile ifade edilir. Yani, serbest bırakılan her şey aslında fekkedilmiştir. فكّ الحطاب [fekkü’l-hıtâb=kontrolsüz söz, sözün salıverilmesi] deyimi de bu kökten gelir.

                                    

Allah sarp yokuşu tırmanmayı göze alanlara yol gösterecek hükümleri irad etmiştir.Ey sarp yokuşu tırmanmayı göze alanlar! bu sarp yokuşu çıkmak bazı şeyleri başarmakla mümkündür.

 

Köleleşmiş yani kendi iradesini kullanma özgürlüğünden mahrum bırakılmış insanları özgürleştirme mücadelesini vermektir.

 

Açlık ve yoksulluğun olduğu bir zamanda en yakınındaki yetimi veya çok düşkün olan bir yoksulu doyurmak, ihtiyacını gidermektir.

 

Dahası tüm bunları İman edenlerden olarak yapmaktır.

 

Sıkıntı çekenlere sabretmeyi, gücü yetenlere merhametli olmayı öğütlemektir.

 

Tüm bu ayetler Hz.Peygamberin ve ashabının çok büyük sıkıntılar çektiği, baskı işkenceye maruz kaldığı,kendilerine boykotun ugulandığı döneme denk gelmektedir.Zulme uğrayan, hak dini kabul eden kölelerin satın alınarak özgürleştirilmesi ve yiyecek bir şey bulamayan yoksulu,yetimi doyurmanın teşvik edildiğini görmekteyiz. Bu günde bizler yeryüzünde milyonlarca kölenin yaşadığını müşahede ediyoruz.İradesini kullanma özgürlüğünden mahrum bırakılan iradesini isteyerek veya istemeyerek başkasına teslim eden milyonlarca çağdaş kölenin yaşadığı bir dünyadayız.İnsanları içinde bulundukları bu kölelikten kurtarma çabası önümüzde durmaktadır. Yanı başımızda ırak, Suriye, Afrika ve diğer bölgelerde insanların açlıktan öldüğünü görmekteyiz.Onlara el uzatmamız gerektiği ve gücü yetenleri teşvik etmemiz gerektiği sonucunu çıkarmaktayız.

 

Sarp yokuş budur işte İman etmiş bir şekilde insanlığın özgürleşmesi için çabalamak yeryüzünde açlıktan ölen tek bir insan kalmayıncaya kadar mücadele etmek ve tüm gücümüzle çağdaşlarımızı buna teşvik temektir.

 

18-İşte bunlar(sarp yokuşu tırmananlar), sağ ehlidir.(5)(yani defteri sağdan verilenler, yani kurtuluşa erenler, beraatlarını alıp cennete girmeye hak kazananlardır )

 

5-Sözlüklerde ميمنة [meymene]sözcüğü için يمين [yemîn] veya يمن [yumn]sözcüklerinden türemiş olmasına göre “sağ el” veya “uğurlu/bereketli” karşılıkları verilmiştir.

 

Sarp yokuşu aşanları güzel bir gelecek beklemektedir. Onlar kurtuluşa erenlerdir. Allah’ın rızasını kazanmış ve imtihanını güzel vermiş bu kişileri ebediyen kalacakları cennet beklemektedir. Yaptıklarına karşılık verilen bu mükâfat ne güzel bir mükâfattır.

 

19-20-Âyetlerimizi inkar edenler ise sol ehlidir.(6)(yani defterleri soldan verilenler yani büyük azaba duçar olanlar, imtihanı kaybedip cehennemi hak edenler) Onlar için Üzerlerinde kapıları sımsıkı kapatılmış bir ateş vardır.

 

6-: مشئمة [meş’eme] sözcüğü, شئم [şu’m] kelimesinden türemiş olup “uğursuzluk, talihsizlik” demektir. Araplar, şu’ma [uğursuzluk] sözcüğü ile شمال [şimâl=sol el] sözcüğünü aynı anlamda kullandıklarından, sözlüklerde şu’ma sözcüğünün anlamı, “sol el” olarak belirtilmiştir.

 

Sarp yokuşu aşamayanları ise çok acılı bir son beklemektedir. Onlar imtihanı kaybetmiş ve Allah’ın rızasını kazanamamış kullardır. Onların yaptıkları ve yapmaları gerekip de yapmadıklarına karşılık olarak kendilerini ebediyen kalacakları bir cehennem beklemektedir.

 

Rabbimiz! Bizleri bu acıklı sondan korunanlardan eyle

 

36 (86). TÂRIK SÛRESİ

 

RAHMAN VE RAHİM OLAN ALLAH’IN ADIYLA

 

Sure Mekkidir Mushaf sırası 86 ayet sayısı 17 dir.

 

Adını 1. âyettekiالطّارق [et-Târık] sözcüğünden almış olan sûreyi, konuları itibariyle üç ayrı bölüm olarak değerlendirmek mümkündür. Birinci bölümde insanın yaratılış ve yapısı delil gösterilerek ahiret ispat edilmiş; ikinci bölümde Kur’ân’ın tartışılmazlığı bildirilmiş; üçüncü bölümde ise inananlar desteklenerek maneviyatları arttırılmış, inançsızlar da açık tehditlerle uyarılmıştır.

 

1, 2, 3, 4. Gökyüzüne ve çarpana yemin olsun.(1), Çarpanın ne olduğunu nereden bileceksin? O Delen yıldızdır. Hiç kimse yoktur ki üzerinde bir kaydedici(2) bulunmasın.

 

1-TÂRIK: الطّارق [târık] sözcüğü, “bir ses işitilecek şekilde şiddetle vurmak, çarpmak” anlamına gelen tark kökünden türemiş bir ism-i faildir.

 

2-İnfitar suresinin 10-11 ayetleri dikkate alındığında bu ayetteki “hafiz” kelimesi koruyucu değil yazıcı kaydedici manasına geldiğini kabul etmek daha mantıklıdır Zemahşeri ve Elmalılı de aynı görüşü beyan etmişlerdir. (Kur’an Yolu 5.cild sayfa.597)

 

 

5, 6, 7, 8. İnsan neden yaratıldığına bir baksın! Atılan bir sudan yaratıldı. (O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar. İşte Allah (başlangıçta bu şekilde yarattığı) insanı tekrar yaratmaya da kadirdir.

 

 

9, 10. Gizlenenlerin ortaya döküldüğü günde, insan için ne bir güç ne de bir yardımcı vardır.

 

11, 12, 13, 14, 15, 16, 17. Dönüş sahibi olan (yağmur yağdıran) göğe, (nebat ile) yarılan yere yemin ederim ki Kur’an, (hak ile bâtılı) ayıran bir sözdür.(3)O, asla bir şaka değildir. Onlar bir tuzak kurarlar, ben de bir tuzak(4)kurarım. Kâfirlere mühlet ver, onları biraz kendi hallerine bırak.

 

3-الفصل [el-fasl] sözcüğü –Mürselâtsûresi’nde de belirttiğimiz gibi– isim olarak “iki şey arasındaki mesafe”, fiil olarak da “iki şey arasına mesafe koymak, bitişik hâle gelmiş iki ayrı şeyi birbirinden ayırmak” demektir. Sözcük, âyetteki gibi kavl sözcüğüne sıfat olduğunda, ism-i fail anlamıyla “ayırıcı” demektir. Hakk ile bâtılı, mümin ile kâfiri, iyi ile kötüyü birbirinden ayırdığı için Kur’ân da bu sıfatla nitelenmiştir.

 

4-ALLAH’IN KEYDİ (ALLAH TUZAK KURARMI?): Allah’ın tuzak kurması ve tuzağa düşen kulları cezalandırması gibi bir durum, O’nun şanına yaraşmayacağı için asla söz konusu değildir. Yani, Allah tuzak kurmaz.

 

Bu, bir ifade tarzıdır. Belağat ilminde مشاكلة [müşâkele] sanatı denilen bu ifade tarzı dünya dillerinde de mevcuttur. Müşakele sanatı, “iki zıt şeyden birinin, diğerinin adıyla adlandırılması” veya “birinin söylediği sözü, diğerinin ilk söyleyenin kullandığı manaya zıt olarak kullanması” olarak tanımlanır. Meselâ, Arapça’da kullanılan, “Bize sakın bir câhillik etmeyin, biz de size câhillik ederiz!” şeklindeki tehdit ifadesinde, ikinci olarak zikredilen câhillik sözcüğü aslında “size ceza veririz, size kötülük ederiz” anlamına gelir. Türkçe’de de benzer ifadeler vardır. Meselâ, “Sen beni üzersen ben de seni üzerim” ifadesindeki ikinci üzme, aslında “cezalandırmak” anlamındadır. Örneklerde de görüldüğü gibi, yapılan fiil [suç] ile bu fiile verilecek karşılık [ceza]bu tarz ifadelerde aynı sözcükle ifade edilmiş olmaktadır.(Hakkı Yılmaz –Tebyinul Kuran Tefsiri Tarık Suresi açıklaması)

 

İnsanın, yaptığı her şeyin kaydedildiğini düşünmesi sorumluluk bilincini arttırmakta ve kulluğun istenilen seviyede yapılmasına vesile olabilmektedir.

 

İnsanın kendi yaratılışını düşündüğünde, yoktan var edildiğini düşündüğünde Allah’ın kendisini tekrar dirilmesinin zor olmadığını anlayacaktır. Bu dünya hayatında yaptığımız her şeyin ve içimizde gizlediğimiz tüm duyguların ortaya döküleceği o günde bize yardım edecek hiçbir güç ve yardım eden olmayacaktır. Bizler o gün yaptıklarımla yargılanacağız ve hesabımız bunlara göre yapılacaktır.

<h1>SOHBETLERİMİZDEN GÖRÜNTÜLER</h1>

Paylaş

Yazar Hakkında

Yoruma kapalı.