Araf Suresi 163-206 Ayetler Hakkında

0

A’RAF SURESİ 163-206 AYETLERİ:
163. Onlara, deniz kıyısında bulunan şehir halkının durumunu sor. Hani onlar Tatil gününe saygısızlık gösterip haddi aşıyorlardı. Tatil yaptıkları günbalıklar meydana çıkarak akın akın onlara gelirdi Tatilyapmadıkları günise balıklargelmezlerdi. İşte böylece biz, yoldan çıkmalarından dolayı onları imtihan ediyorduk.

Allah (c.c)Yahudilere Cumartesi günü çalışmayı yasak kıldı. Tüm konan yasaklar gibi buda onlar için bir imtihan vesilesi idi. Ancak onlar bu yasağı çiğnediler ve zalimlerden oldular.

164. İçlerinden bir topluluk: «Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir şekilde azap edeceği bir kavme ne diye öğüt veriyorsunuz?» dedi. (Öğüt verenler) dediler ki: Rabbinize mazeret beyan edelim diye bir de sakınırlar ümidiyle (öğüt veriyoruz).

Deniz kenarında bulunan bu halktın içinde bir topluluk vardı. Bunlar, cumartesi yasağını çiğneyenleri uyaran, işlemiş oldukları bu günahtan dönmeleri için çalışan bir topluluktu. Bu topluluk şunun çok iyi farkındaydı.Peygamber efendimizin gemi örneğinde (“Allah’ın menettiği hududu koruyan ile korumayan kimsenin misali, bir gemide kur’a ile yerlerini belirleyen kimselerin misali gibidir. Buna göre, bazıları geminin üst katına, bazıları ise, geminin alt katına yerleşirler. Geminin alt katında olanlar, susadıkları zaman üst kattakilere uğrayarak, “kendi bulunduğumuz kattan bir delik açsak ve üst kattakilere zarar vermesek” derler. Bu durumda, eğer üst kattakiler, onları bu istekleriyle baş başa bırakırlarsa, hepsi birlikte batmaya mahkûmdur. Eğer onlara engel olurlarsa, hem onlar hem de kendileri kurtulur.” (Buharî, Şerike, 6) verdiği evrensel mesajı kavrayan bir topluluktu ve yine Enfal Suresi 25.ayette zikredilen(bir beladan sakının ki, o aranızdan yalnız zulmedenler ulaşmakla kalmaz”.) evrensel mesajı iyi algılamışlardı. Belki vazgeçerler diye çırpınıyorlardı vazgeçmezlerse bile Allah katında sorumluluktan kurtulmak için bunu yapıyorlardı. Hem Allah ıslah edici olanların ecrini zayi etmez bunu iyi biliyorlardı.
Yine bu halkın içinde bir topluluk vardı.Onlar bu yasağı çiğnememişlerdi ancak onlar toplumsal sorumluluktan çok uzaktılar.İçinde yaşadıkları toplumun sapkınlıkları ve yoldan çıkışları adeta onları hiç ilgilendirmiyordu.Bu bizim meselemiz değildir. Diyorlardı. Ancak onlar bilmiyorlar mıydı ki Allah Hud Suresi 116-117 ayetlerinde şöyle buyurmuştur.( Sizden önceki nesillerde, dünyada bozgunculuğu önleyecek idrâk ve fazilet sahibi kimseler bulunmalı değil miydi? Onların içinden kurtardığımız az kimse bunu yaptı. Zalimler ise içinde bulundukları refahın ardına düştüler. Doğrusu onlar suçlu kimselerdi. Halbuki Allah, halkı ıslah edici iken zulümle o belde halklarını helak edici değildir.) Yine Ali İmran Suresi 104.ayetinde kurtuluşa erecek olanları şöyle açıklamıştır;(Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü meneden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.)Yine peygamber (a.s.v) şöyle buyurmuştur “Bana hayat bahşeden Allah’a andolsun ki, siz ya iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ya da Allah kendi katından sizin üzerinize bir azap gönderir. O zaman dua edersiniz fakat duanız kabul edilmez” (EbûDâvûd, Melâhim, 16; Tirmizî, Fiten, 9; İbnHanbel, V, 388).

165. Onlar kendilerine yapılan uyarıları unutunca, biz de kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri de yapmakta oldukları kötülüklerden ötürü şiddetli bir azap ile yakaladık.
Uyarılanlar, yani yasakları çiğneyenler ve çiğnenen yasaklara, çiğnene hürmetlere karşı kayıtsız kalanlar, yapılan uyarıları unutup kale almayınca zalimlerden oldular. Zalimlere için Allah’ın çok çetin bir azabı vardır. İşte böylece zalimleri çok acıklı bir azap yakaladı. Ancak uyaranlar yani sorumluluk bilincine sahip olanlar kurtuldu.Nitekim halkı ıslah edici iken Allah onlara azap edecek değildi.

166. Kibirlenip de kendilerine yasak edilen şeylerden vazgeçmeyince onlara: Aşağılık maymunlar olun! Dedik. 167. Rabbin, elbette kıyamet gününe kadar onlara en kötü eziyeti yapacak kimseler göndereceğini ilân etti. Şüphesiz Rabbin cezayı çabuk verendir. Ve O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.

Zulmedenler başlarına gelen bu acıklı azabı bile kale almayıp kendilerini düzeltmeyince Allah onları hem kendi toplumlarına hem de daha sonra gelecek toplumlara ibret olsun diye onları maymuna dönüştürdü.

İçinizden cumartesi yasağını çiğneyenleri elbette bilirsiniz. Bu sebeple onlara “aşağılık maymunlar olun!” demiştik. Bunu yaptık ki, hem orada olanlar ve olmayanlar için caydırıcı bir ceza, hem de sakınanlar için bir öğüt olsun.(Bakara 2/65–66)

Ey ehl-i kitap! Biz, birtakım yüzleri silip dümdüz ederek arkalarına çevirmeden, yahut onları, cumartesi adamları gibi lânetlemeden önce, size gelenleri doğrulamak üzere indirdiğimize (Kitab’a) iman edin; Allah’ın emri mutlaka yerine gelecektir.(4/Nisâ, 47)

Bu ayetlerden de anlamaktayız ki aşağılık maymunlardan olun emri, cismani olarak maymunlaşmış olma ihtimalinin daha yüksel olduğu kanaatindeyiz. Çünkü onlardan sonra gelen ümmetler için ders olabilmesi için fiziki bir ceza veya lanetlenme gerçekleşmesi daha makul gözükmektedir.

Allah, bu karakteri yani müfsit ve mücrimlik sıfatlarını üzerinde taşıyan her topluluğa kıyamet gününe kadar türlü türlü şekillerde azap edeceğini beyan etmektedir. Allah azabı çok şiddetlidir. Ancak iyilik yapan kullarına karşıda çok merhametli ve şefkatlidir.

168. Onları (yahudileri) gurup gurup yeryüzüne dağıttık. Onlardan ıslah edici olan kimseler vardır, yine onlardan ifsat edici( bundan aşağıda olanları) da vardır. (Kötülüklerinden) belki dönerler diye onları nimetlerle ve sıkıntılarla imtihan ettik.

Allah Yahudi toplumunu yeryüzüne dağıttı. Onlar arasında iyi olanlar da var, kötü olanlarda. Bu sebeple bir milleti veya bir topluluğu toptan suçlamak tabiri caiz ise toptancılık iyi bir davranış değildir. Eleştirilecek ise fiiller eleştirilmeli veya müfsit olan müşahhas birileri veya bir gurup var ise bunlar eleştirilmelidir.

Allah kullarını hem nimetlerle hemde sıkıntılarla imtihan eder ve kulların nasıl davranacağına bakar. Şayet nimetler verildiğinde nimeti veren Allah’ı hatırlar ve ona şükrederse kazanır. Yok, eğer bu nimetleri vereni hatırlamaz nankörlük yaparsa kaybeder.

169. Onların ardından da şu değersiz alçak(dünya malını) alıp, nasıl olsa bağışlanacağız, diyerek Kitab’a vâris olan birtakım kimseler geldi. Onlara, ona benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Peki, Kitap’ta Allah hakkında gerçekten başka bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan söz alınmamış mıydı ve onlar Kitap’takini öğrenmemişler miydi? Âhiret yurdu sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâla akletmeyecek misiniz?

Yahudilerin zanna dayalı din algıları ile ilgili diğer ayetler:
Ali İmran-23-24-(Resûlüm!)Kendilerine Kitap’tan bir pay verilenleri (yahudileri) görmez misin ki, aralarında hükmetmesi için Allah’ın Kitabı’na çağırılıyorlar da, sonra içlerinden bir gurup cayarak geri dönüyor. Onların bu tutumları: Bize ateş, sadece sayılı günlerde dokunacaktır, demelerinin bir sonucudur. Onların vaktiyle uydurdukları şeyler de dinleri hakkında kendilerini yanıltmıştır.

Bakara-80-82-Belli günler dışında ateş bize dokunmayacak, dediler. De ki; Siz Allah nezdinde bir söz aldınız mı ki Allah sözünden caymayacak? Yoksa Allah adına bilmediğimiz şeyler mi söylüyorsunuz? Asıl Kim bir günah işlerse ve hatası onu kuşatırsa işte onlar cehennemliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır. İman edenler ve salih amel işleyenler de cennetliklerdir, onlar orada temelli kalacaklardır.

Maide-18-Yahudiler ve hıristiyanlar «Biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz» dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size niçin azap ediyor? Doğrusu siz de O’nun yarattığı insanlardansınız. O, dilediğini bağışlar ve dilediğine azap eder. Göklerde, yerde ve ikisinin arasında ne varsa mülkiyeti Allah’a aittir. Sonunda dönüş de ancak O’nadır.

Sonra Kitab’a varis olan bir topluluk geldi. Yani kitabın ilk muhataplarından sonra gelen bir topluluk. Bunlar dünya menfaatini ahiret sevabına tercih eden kişiler olmuşlardır. Onlar biz nede olsa Allah’ın has kullarıyız, Ateş bize az bir süre dokunacak, bizler affedileceğiz. gibi saçma ve kendileri tarafından uydurulan inançlara tabi oldular. Kendileri tarafından uydurulan bu inançlarından dolayı itikatları bozuldu ve yanlış bir ahiret inancına sahip oldular ve kaybettiler. Bu durum her ilahi din mensuplarını bekleyen tehlikedir.Bu tehlike dolayısı ile müminler uyarılmakta ve zanna dayalı bir din algısını reddedilmektedir.

HALBU Kİ;
Onlar Allah’a, peygamberine, Kitab’a iman ettik demekle şöyle bir misak vermiş oluyorlardı.”Biz Allah’ın peygamber vasıtası ile gönderilen mesaja tabi olacağız ve o mesajdan başka bir şeyi kendi kendimize uydurmayacağız.Yani dini nefsimize değil nefsimizi dine uyduracağız” Bu misaka vurgu yapılmakta ve Allah hakkında yanlış ve hakikate dayanmayan sözler atfetmenin misaka aykırı düştüğü beyan edilmiştir.Hem onlar yanlarında ki kitabı okumuyorlar mı ki ahiret ile ilgili onları ne beklediğini ve ne ile karşılaşacakları o kitapta yazılıdır.Onu öğrenseler ve ona tabi olsalardı onları ahiret günü neyin beklediğini elbette bileceklerdi.Şüphesiz ki Allah’a ve ahiret gününe inananlar için ahiret yurdu daha önemlidir.

170. Kitab’a sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlar var ya, işte biz böyle toplumu ıslah için çalışanların ecrini zayi etmeyiz.171. Bir zamanlar dağı İsrailoğullarının üzerine gölge gibi kaldırdık da üstlerine düşecek sandılar. «Size verdiğimi (Kitab’ı) kuvvetle tutun ve içinde olanı hatırlayın ki korunasınız» dedik.

Müminlere öğütler:

Allah Yahudilere Tevrata sımsıkı sarılmalarını ve içindekileri her daim hatırlamalarını böylelikle korunacaklarını emretmişti. Ama onlar bunu kulak ardı ettiler. Kitaba sarılmadıkları gibi kitabı tahrif ettiler ve kaybedenlerden oldular.
Şimdi de Allah, Müminlere, Ey müminler! Kitaba sımsıkı sarılın, hem de öyle sarılın ki kazandığınız paraya, dünya mallarına, eş, çocuk ve dünyaya ait ne varsa tüm bu şeylerden daha sıkı ve daha samimi sarılın, kulluğu ayakta tutun, ıslah edici olun çünkü Allah ıslah edicilerin ecrini zayi etmez fermanı ile seslenmektedir.

172.Kıyamet gününde, biz bundan habersizdik demeyesiniz diye Rabbin Âdemoğullarından, onların bellerinden zürriyetlerini çıkardı, onları kendilerine şahit tuttu ve dedi ki: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? (Onlar da), Evet (buna) şâhit olduk, dediler. 173. Yahut «Daha önce babalarımız Allah’a ortak koştu, biz de onlardan sonra gelen bir nesildik (onların izinden gittik). Bâtıl işleyenlerin yüzünden bizi helâk edecek misin?» dememeniz için (böyle yaptık).174. Belki inkârdan dönerler diye âyetleri böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.

Bu âyette geçen «kâlû belâ» ifadesi hakkında, bunun ezelde mi, ana rahminde mi, yoksa bülûğ çağında mı olduğu hususunda çeşitli görüşler vardır.
Zemahşeri bu diyaloğu mecaz sayar
Taberi bunu hakiki olarak yorumlar ama bu konudaki hadisin sıhhati konusunda tereddütlerini sıralamaktan da kendini alı koyamaz
Razi diyaloğun mecazi olduğunu dile getiri
İbni kesir ayetin insan fıtratının saf ve temiz olduğuna vurgu yapar
Temelde bu diyaloğun hakiki olduğunu savunanlar ruh ve bedenin ayrı olduğuna dair felsefenin etkisi ile bu yorumu yapmaktadırlar.
Tüm bu görüşler ışığında Allah’ın insanı doğarken temiz bir fıtratla yani hakikati kabul etmeye uygun bir şekilde yaratmakla insanlardan bir misak almış oluyor dememiz daha uygun gözükmektedir. Yani bu ifadelerin mecazi olduğu görüşünü kabul ediyoruz.

175. Onlara (yahudilere), kendisine âyetlerimizden verdiğimiz ve fakat onlardan sıyrılıp çıkan, o yüzden de şeytanın takibine uğrayan ve sonunda azgınlardan olan kimsenin haberini oku.176. Dileseydik elbette onu bu âyetler sayesinde yükseltirdik. Fakat o, dünyaya saplandı ve hevesinin peşine düştü. Onun durumu tıpkı köpeğin durumuna benzer: Üstüne varsan da dilini çıkarıp solur, bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte âyetlerimizi yalanlayan kavmin durumu böyledir. Kıssayı anlat; belki tefekkür ederler

Bu kişinin kim olduğundan çok bu kişinin temel vasıfları nelerdir sorusu üzerinde duracağız.
1-Allah’ın, lütfuna mazhar kıldığı ve ayetlerinden haberdar ettiği bilgi sahibi bir kimsedir.
2-Ancak tüm bu lütuflara karşılık bu bilgi ile amel edip Allah’ın rızasına kavuşacağına bu bilgileri hiçe sayıp heva ve hevesine uyarak şeytana dost olmuş ve hayatını berbat eden birisidir.
3-Artık bu kimse şeytanın etkisinden kurtulmadığı müddetçe ona tebliğ etsen de etmesen de bu yoldan dönmeyecek olan bir kimsedir. Tıpkı köpek gibidir her hal ve şartta dilini çıkarır
4-Allah bu kimseyi “Ayetlerimizi yalanlayan” kimse olarak tanımlamaktadır. Ayetlerin yalanlanması konusuna çok ciddi yeni bakış açıları getiren bir ayettir. Bu husus bilahare Kur’an’ın bütünlüğü içinde yeniden tartışılacaktır.
5-Tefekkür kelimesi iniş sırası itibari ile ilk defa burada geçmektetir. Tefekkür; bilgi edinme sürecinin tamamını kapsar. Durakları tezekkürdür(geçmişte edinilen bilgiyi hatırlama), tedebbür(gelecek ile ilgili derin düşünme), taakkuldür.(geçmiş ile gelecek arasında bağ kurma) ameliyetsidir.

177. Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmetmiş olan kavmin durumu ne kötüdür!
178. Allah kimi hidayete erdirirse,(Kimin rehberi Allah olursa) doğru yolu bulan odur. Kimi de sapıklıkta bırakırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.179. Andolsun, biz,cehennem için bir çok cin ve insan yaratmışızdır. Onların kalpleri vardır, onlarla kavramazlar; gözleri vardır, onlarla görmezler; kulakları vardır, onlarla işitmezler. İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

Allah’ın kullarını hidayete erdirmesi veya delalete sürüklemesi ne demektir?
Biz Kur’an da bu formatta geçen tüm ayetleri şöyle anlamaktayız;
Allah, Kullarına vahiy göndererek onlara doğru yolu göstermiştir. Bakara suresinin 2.ayetinde”bu kitap takva sahipleri için yol göstericidir”. buyurmaktadır.
Allah bize doğru yolu göstermeseydi insanlar batılda kalır ve doğru yolu bulamazdı işte Allah’ın insanları delalette bırakması bu anlamdadır ki Allah hiçbir kulunu dalalette bırakmaz.
Allah’ın ayetlerine gönüllerini, gözlerini ve kulaklarını kapatanlar tıpkı hayvanlar gibi ve hatta onlardan daha aşağıdırlar. Çünkü hayvanlar bile kendilerine yüklenilen sorumlulukları yerine getirmekte ve inanlara hizmet etmektedirler. Ama gel görkü nankör insan Allah’a sırtını dönmekte ve isyana devam etmektedir.

180. En güzel isimler (el-esmâü’l-hüsnâ) Allah’ındır. O halde O’na o güzel isimlerle dua edin. Onun isimleri hakkında eğri yola gidenleri bırakın. Onlar yapmakta olduklarının cezasına çarptırılacaklardır.

Bu âyette en güzel isimlerin Allah’a ait olduğu ifade edilmekte ve Allah’a o isimlerle dua etmemiz emredilmektedir.
Âyet-i kerimede anlatılan «Allah’ın isimleri hakkında eğri yola gidenler»den maksat, O’nun isimlerini tahrif edenlerdir. Müşrikler Allah’ın isimlerini tahrif ederek onun adını kendi tanrılarına veriyorlardı. «Allah» ismini tahrif edip Lât ve Aziz ismini değiştirerek «Uzza» demişlerdir. Halbuki yüce Allah, en güzel isimlerin kendine has olduğunu bildirmiştir.

181. Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir millet bulunur.182. Âyetlerimizi yalanlayanları, hiç bilmeyecekleri yerden yavaş yavaş helâke götüreceğiz. 183. Onlara mühlet veririm; (ama) benim cezam çetindir.184. Düşünmediler mi ki, arkadaşlarında (Muhammed’de) delilik yoktur? O, ancak apaçık bir uyarıcıdır.185. Göklerin ve yerin hükümranlığına, Allah’ın yarattığı her şeye ve ecellerinin yaklaşmış olabileceğine bakmadılar mı? O halde Kur’an’dan sonra hangi söze inanacaklar?186. Allah kimi sapıklığa terkederse (ona doğru ile yanlışı vahiy yolu ile göstermezse) artık onun için yol gösteren yoktur. Ve onları azgınlıkları içinde şaşkın olarak bırakır.

Her zaman ve her toplumda Allah’ın mesajını hayatlarında uygulayan ve insanları hidayete davet eden, adaleti hak ile yerine getiren bir ümmet-topluluk bulunur. Kurtulacak olan topluluk bu topluluktur.
Özellikleri;
1-İnsanları hakka iletirler
2-Adaleti hak ile ayakta tutarlar.

187. Sana soruyorlar saat(kıyamet) ne zaman diye. De ki: Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O’ndan başkası açıklayamaz. O göklere de yere de ağır gelmiştir. O size ansızın gelecektir. Sanki sen onu biliyormuşsun gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi ancak Allah’ın katındadır; ama insanların çoğu bilmezler.188. De ki: «Ben, Allah’ın dilediğinden başka kendime herhangi bir fayda veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer ben gaybı bilseydim kendime tüm güzelliklerden daha fazla pay ayrılmasını sağlardım ve bana hiçbir fenalık dokunmazdı. Ben sadece inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.»

Bu ayetlerde Allah, peygamber ile ilgili insanların yanlış bir inancını düzelmektedir.
İnsanlar, peygamberin gayb ile ilgili bilgisi olduğunu ve kıyamet saatini bile bilebileceğini düşünmüş olmalılar ki Allah bu ayetlerle onlara cevap vermekte ve peygamberin neyi bildiğini ve neyi bilmediğini ortaya koymaktadır.
Peygamber, ancak Allah’ın kendisine bildirdiği şeyleri bilebilir. Bunun dışında gayb ile ilgili hiçbir şeyi bilemez.
Kıyamet saatini ancak Allah bilir ondan başka hiç kimse bilemez.
Peygamber, şayet gaybı bilseydi ve gayb bilgisine müdahale edebilseydi. Her güzel şeyi kendisine yazar kötü hiçbir şeyi kendisi için takdir etmezdi.Ancak öyle değil peygamberin başına öyle musibetler ve sıkıntılar geldi ki ,bunların hiçbirini önleyemedi.Peygamberde bir insandır.

189.Sizi bir tek candan (Âdem’den) yaratan, ondan da yanında huzur bulsun diye eşini (Havva’yı) yaratan O’dur. Eşi ile (birleşince) eşi hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Onu bir müddet taşıdı. Hamileliği ağırlaşınca, Rableri Allah’a: Andolsun bize kusursuz bir çocuk verirsen muhakkak şükredenlerden olacağız, diye dua ettiler.190. Fakat (Allah) onlara kusursuz bir çocuk verince, kendilerine verdiği bu çocuk hakkında (sonradan insanlar) Allah’a ortak koştular. Allah ise onların ortak koştuğu şeyden yücedir. 191. Kendileri yaratıldığı halde hiçbir şeyi yaratamayan varlıkları (Allah’a) ortak mı koşuyorlar?192. Halbuki (putlar) ne onlara bir yardım edebilirler ne de kendilerine bir yardımları olur.193. Onları doğru yola çağırırsanız size uymazlar; onları çağırsanız da, sukût etseniz de sizin için birdir.194. (Ey kâfirler!) Allah’ı bırakıp da taptıklarınız sizler gibi kullardır. (Onların tanrılığı hakkında iddianızda) doğru iseniz, onları çağırın da size cevap versinler!195. Onların yürüyecekleri ayakları mı var, yoksa tutacakları elleri mi var veya görecekleri gözleri mi var yahut işitecekleri kulakları mı var (neleri var)? De ki: «Ortaklarınızı çağırın, sonra bana (istediğiniz) tuzağı kurun ve bana göz bile açtırmayın!»196. Şüphesiz ki, benim koruyanım Kitab’ı indiren Allah’tır. Ve O bütün salih kullarını görüp gözetir.197. Allah’ın dışında taptıklarınızın ne size yardıma güçleri yeter ne de kendilerine yardım edebilirler.198. Onları doğru yola çağırmış olsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün, oysa onlar görmezler.

Âyette geçen şirk olayı Âdem ile Havva’dan değil, onların çocukları olan insanlıktan meydana gelmiştir. Mesela Kureyş müşrikleri putlara nisbet ederek çocuklarına «Menat’ın kulu, Uzzâ’nın kulu» şeklinde isim verirlerdi.

199. (Resûlüm!) Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. 200. Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah’a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. 201. Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda.(Allah’ın emir ve yasaklarını) hatırlarlar, o zaman gerçeği görürler.202. (Şeytanların) Kardeşlerine gelince, şeytanlar onları azgınlığa sürüklerler. Sonra da yakalarını bırakmazlar.203. Onlara bir ayet getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. De ki: Ben ancak Rabbimden bana vahyolunana uyarım. Bu (Kur’an), Rabbinizden gelen basîretlerdir (kalp gözlerini açan beyanlardır); inanan bir kavim için hidayet ve rahmettir.204. Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin. 205. Kendi kendine, yalvararak ve ürpererek, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam Rabbini an. Gafillerden olma.206. Kuşkusuz (Rabbinin yanındakiler)Rabbinin taraftarları O’na kulluk etmekten kibirlenmezler, O’nu tesbih eder ve yalnız O’na secde ederler.

Takvaya Erenlerin durumu;
Affetme yolunu tutarlar
İyiliği emrederler
Cahillerden yüz çevirirler
Şeytanın vesvesesine karşı Allah’ın emirleri ve yasakları hatırlarlar ve şeytana uymazlar.
Kur’an okunduğunda onu dinlerler çünkü bu kitap inanalar için hidayet ve rahmettir.
Sabah, akşam Allah’ı anarlar

Şeytanın kardeşlerinin durumu;
Şeytanın vesveselerinin peşine düşer ve ona dost olurlar.

Bir sonraki sohbete kadar Allah’a emanet olun.

Paylaş

Yazar Hakkında

Yoruma kapalı.